Bir NBA tutkununun gözünden Boston Celtics’in 13 yıllık öyküsü… | Gazete Stalk
e
sv

Bir NBA tutkununun gözünden Boston Celtics’in 13 yıllık öyküsü…

20 Şubat 2021 03:10
avatar

gazetestalk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Gazete Stalk'tan Görkem Alkan, gönül verdiği Boston Celtics takımında 2008 yılından bu yana yaşanan değişiklikleri, hissettiği heyecanı, mutluluklarını ve üzüntülerini kaleme aldı. İşte Görkem’in gözünden Boston Celtics’in 13 yıllık öyküsü…

Yıl 2008, aylardan tahmin ediyorum ki Haziran. Bir aile apartmanında oturuyoruz, aşağı katta kuzenim yaşıyor. O ve arkadaşları benden 4–5 yaş büyük, haliyle özeniyorum biraz. Dikkatlerini çekmek istiyorum. Playstation 2 evlere yeni yeni girmiş (en azından bizim evlere), onlar NBA Live serisini oynuyor ben daha çok PES’ciyim. Beni oynatmaları için çok ısrar ediyorum ama çabalarım sonuçsuz kalıyor. Bu duruma içerlesem de kalabalık içinde mızmızlanmıyorum, yalnız başıma PES’te Adriano ile kariyerime devam ediyorum.

Televizyonda bir tanıtım geçiyor “Büyük final; İki dev karşı karşıya geliyor!! Salıyı çarşambaya bağlayan gece, Boston Celtics-Los Angeles Lakers finali sadece NTV’de…” gibi bir şey. Maçın anlatımında, daha sonradan sohbet etme fırsatı da bulacağım Kaan Abi’yle Murat Kosova var. İşte o reklamı gördüğüm gece basketbolla tanıştım ve hayatımın pek çok alanı bu yönde şekillendi diyebilirim.

O sıralar işin tekniğinden taktiğinden pek çakmıyorum. Daha çok futbolla haşır neşirim. Bazen babam elimden tutup Ali Sami Yen’e götürüyor, stada gitmiyorsak da kahvede izliyoruz. Tek sosyalleştiğimiz alan aşağı yukarı bu yani. Mahalledekiler Kobe’nin etkisiyle Lakerslı hep. Ben de küçüklükten beri çıkıntıydım zaten, birden Celticsli buluverdim kendimi. Onlar maçları izleyebiliyor, ben yaşımdan dolayı sızıyorum daha saat 3’ü bulmadan. Sonuçları sabah Box Score’dan takip edebiliyorum anca. O da yalandan bir şaşırmayla “Hmm, Pierce: 22 sayı-8 asist, güzelmiş. Garnett: 15 sayı-12 ribaund, işte benim adamım.” düzeyinde. Böyle böyle gördük şampiyonluğu 6. maçta. Canlı izleyememe rağmen benim için en özel şampiyonluklardandır.

Bir sonraki sene daha bir gazla giriyorum sezona. Artık NBA Stüdyo falan da izliyorum. En çok da Murat Murathanoğlu’nun Marbury’nin ismini kendine has stiliyle “Sıteyfın Merböry” diyerek vurgulaması hoşuma gidiyor. Bir de o senenin playofflarının jeneriğinde sürekli Kanye West’in Amazing şarkısı döner hep. Herhalde o da tüm spor tarihinin en gaz şarkılarındandır. Sezonun sonunda şampiyonluğa geçen sene yendiğimiz Lakers ulaşıyor ama orada da şöyle girift bi’ durum var, çevremde Kobe’den dolayı Lakers’ı tutan herkes şimdi Hidayet’ten dolayı Orlandolu. Hidayet o zamanlar siyasete bu kadar bulaşmamış ve tüm Türkiye onu kendi evladı gibi seviyor. Ha ben yine Celticsliyim, bizi doğu yarı finalinde elemişlerdi orası ayrı…

2013’e kadar mevzu aşağı yukarı aynı gelişiyor. Sırasıyla 2010’da Lakers ile bir kere daha finalde eşleşiyoruz. Kobe bir kere daha yeniyor bizi. 2011’de ve 2012’de Lebron James gerçeğiyle tanışıyoruz, üst üste iki sene tokat da oradan yiyip takımı dağıtıyoruz. Burada gerçekleşen takas belki de modern NBA’in de rotasını çiziyor. Bir noktada kartlar yeniden dağıtılıyor. Big Three olarak adlandırılan Garnett-Pierce-Ray Allen üçlüsü dağılıyor. Garnett ve Pierce; ismi yeni kendisi eski organizasyon Nets’e giderken, Ray Allen da Lebron James ve Wade’in yanına, Miami Heat’e gidiyor. Buradan alınan zibilyon tane draft hakkı kullanıldığı ve kullanılmadığı durumlarla ileride Genel Menajer Danny Ainge hakkında pek çok spekülasyona sebep oluyor.

2013 yılında takımın başına yakışıklı mı yakışıklı bir adam geliyor kolejden. Kimdir ki bu diye çokça tartışılıyor tabii. İsmi Brad Stevens ve Butler adında küçücük bir basketbol okulunda başardıklarıyla fazlasıyla dikkat çekiyor. GM Danny Ainge ona güveniyor ve şu an da hala görevine devam eden Stevens’a koşulsuz şartsız veriyor direksiyon koltuğunu. Eti senin, kemiği benim misali. Eldeki tüm kıymetli parçalar gitmiş, bir yeniden yapılanma sürecine giriliyor. 2 senenin sonunda takım iyi sinyaller vermeye başlamışken ben de 2015–16 sezonuyla izleyicilik deneyimimin zirvesini yaşıyorum.

Benim kahramanım Isaiah Thomas. 175 boyunda, 85 kilo civarı. Draftta son sıradan seçilmiş, en iyi ihtimalle rol oyuncusu olur diyorlar. Sahada normal insan gibi duruyor, uzaktan bakınca hiçbir numarası yok. Onu kendimle özdeşleştiriyorum, lisede okul takımında ben de Point Guard oynuyorum. Isaiah iyi ama çevresi hakikaten çok zayıf. Oyuncuların birbirine karşı aidiyet seviyesi yüksek, rakibi ısırmaya çıkıyorlar ve sahada farklı bir basketbol mentalitesi olduğunu görebiliyorsun azıcık bakınca. Isaiah’ın yanında hala fizik olarak en güçlü halinde kalabilse ligin en iki yönlü kısası olduğunu savunduğum Avery Bradley var. Isaiah neyi eksik yapıyorsa Bradley onu tam yapıyor, pek çok yönden açıklarını kapatıyor partnerinin. Jae Crowder’ı, Olynyk’i, Jerebko’su vesaire yani nasıl desem Amir Johnson bile büyük topçuymuş gibi geliyor gözüme.

O dönem ergenliğin de verdiği ruh haliyle dipte hissediyorum kendimi. Geceleri ebeveynleri uyuttuktan sonra maçı beklerken kahvenin içine bazen konyak, bazen ne bulursam katıyorum. 100 yıllık koca çınar tamamen benim keyfime meze olmuş durumda yani anlayacağınız. Doğuda işler çok karışık, 5–6 tane kafa takım var derken denge içinde giden sezonda bitime doğru biraz ivme kaybedip normal sezonu 5. bitiriyoruz. Atlanta’ya saha avantajını kaybedip 4–2 kaybediyoruz… First Round Exit.

Eee bu hikaye böyle bitmeyecekti herhalde. Aktif bir yaz geçirip bir sürü süper yıldıza sulanıyoruz. Elendiğimiz Atlanta; Dwight Howard’ı kadrosuna katıp Al Horford’ı boşa çıkartıyor, Stevens’ın basketbol anlayışına cuk oturan bir mobil uzun olan Horford’a hemen maksimum kontrat öneriyoruz ve Al Horford Celtics’imizde. Nets’in geleceğini ipotek ettiği takastan gelen picklerden biriyle de Jaylen Brown’ı seçiyoruz draftta üstlerden. Takımın çehresi epey değişiyor ve artık ciddi bir underdog olarak anılıyoruz.

Isaiah sene içinde öyle bir dönem geçiriyor ki tek saniye düşünmeden attığı Pull Up’larıyla, özellikle de son periyotlarda aldığı inisiyatifle Reddit tayfası tarafından “The King in the Fourth” meme’lerine konu oluyor. Normal sezon uzun yılların ardından birincilikle tamamlanıyor. Takımda bir bahar havası yakalanmışken playoff ilk maçına çıkmadan önce gelen bir kara bulutla ortadaki tüm neşeyi kasvet kaplıyor. “Isaiah Thomas’ın 22 yaşındaki kız kardeşi Chyna Thomas trafik kazasında hayatını kaybetti.”

Bu kaza hem Thomas için, hem de takım için büyük bir yıkım oluyor. Fakat o öyle yürekli bir adam ki ilk Bulls maçında oynamak için diretiyor ve gözünün yaşıyla 38 dakikada 33 sayı, 5 ribaund, 6 asist gibi etkileyici bir performansa imza atıyor. İlk iki maç kaybedilip saha avantajı verilse de hata yapılmadan dört maç üst üste kazanılıp Chicago eleniyor. Sıradaki eşleşme Wizards… Seri inanılmaz bir gerilim içinde geçiyor. Her maçı farklı bir hikayeye sahne olan bu eşleşme sonunda 4–3 Celtics lehine sonuçlanıyor. (Kelly Oubre’nin Olynyk’e yumruk attığı seri olarak hafızama kazındı) Pek şaşırtıcı olmayacak şekilde konferans finalinde yine Lebron’un Cavaliers’ıyla eşleşiliyor. İlk iki maç ortaya karakter koyulsa da yetmiyor ve Cavs çok da zorlanmadan 4–1 ile NBA finallerine yükselen takım oluyor. Bir sezon daha burada bitiyor.

Bu gelişmeler olurken ben internette forum forum geziyorum. O dönem küçük bir blog tutuyorum yine, bu blog ileride yakın arkadaşlarım olacak Oktay ve İsmail ile tanışmama sebep oluyor. Oktay ve İsmail önceden tanışıyor birbiriyle, şimdilerde epey yaygın olan Podcast’in tutabileceğini 5 sene erken görmüş krallar. Birlikte bir şeyler yapalım diyoruz ama ne yapalım? Abi en kötü Celtics konuşuruz diye başlıyoruz işe. Oktay büyük Celtic, bir dönem Massachusetts’te bile yaşadı sonraları. Biz 1–2 sene sağlam içerik ürettik, Celtics Türkiye gibi sayfalar sayesinde yoncalara gönül vermiş herkese bir şekilde ulaştık aşağı yukarı. Platformu kaç kere satın almak istediler, özgünlüğümüzü kaybederiz diye satmadık. Bir süre sonra üçümüzün okul-iş yoğunluğu sebebiyle bitirme kararı aldık ama Boston Celtics sayesinde iki tane sağlam dost edindim.

Lebron’a kaybedilen konferans finali sonrası hareketli bir Offseason dönemi geçirmek elzemdi. Bu yönde çabalar da oldu tabii. Utah Jazz ile şahane bir sezon geçiren ve kontratı biten Hayward ile anlaşıldı. Kolejde Brad Stevens’ın öğrencisi olması sebebiyle de anlamı çok büyüktü bu transferin. Anthony Davis, Paul George gibi isimler üzerinden fazlasıyla spekülasyon döndü ama hiçbiri olmadı. Danny Ainge varyemezlikle suçlanıyordu. Arada bir de bir draft dönemi geçti. Celtics ilk turdan en değerli oyuncuyu seçebilirdi, o oyuncu da Fultz’du tüm otoritelere göre. Fakat Ainge biraz farklı düşünüyordu. Onun aklında Duke’lü Jayson Tatum vardı. Büyük bir sürprize imza atarak 1. ve 3. sıra draft hakkını Philadelphia 76ers ile takasladı. Yani Tatum için Fultz’u altın tepsiyle sundu Philly’e. Bir Franchise’ın kaderi bu hamleyle değişti belki de. Şu an 2021 model Celtics’in ve hatta tüm ligin takas değeri en yüksek oyuncusu Tatum, organizasyona işte böyle kazandırıldı.

Hedef hala bir süper yıldız daha kadroya kazandırmaktı. Kyrie Irving artık kendi hikayesini yazmak istediğini çok kez dile getirmişti. Ne olacak, nasıl olacak derken büyük bir takas gerçekleşti. Isaiah Thomas + Jae Crowder + Ante Zizic + 2018. Brooklyn Draft Hakkı karşılığında Kyrie yeşilleri giydi. Takasın olduğu gün ortalığı buz kesti. IT’nin özel durumu sebebiyle takaslanmasına pek ihtimal verilmiyordu. Ama hayatın her alanında olduğu gibi profesyonellik duygusallığın önüne geçti ve kardeşinin ölümünün ardından bile maça çıkıp, takımı bütünüyle sahiplenen yıldız; daha fazlası için direkt satıldı. Benim de aidiyetim bu noktada son buldu.

Organizasyonun kaderinden midir bilinmez Cleveland deyince içimi bir sıkıntı basıyor hep. Her şey yolundaydı. Şampiyonluk için kutsal ittifak kurulmuştu. Tatum’ın yaz liginde gösterdikleri herkesi heyecanlandırıyordu, Jaylen Brown oyununun üstüne koyarak ilerliyordu. Hayward’ı, Kyrie’si falan derken işler epey tıkırındaydı yani. Açılış maçı son iki Doğu finalisti arasındaydı. O gece bir duygusal kırılma daha yaşandı. Büyük para bağlanan, büyük umutlar vaat eden Hayward daha ilk maçın ilk periyodunda ters bir şekilde düşüp ayağını kırdı. Sezon kabus gibi başladı.

Tatum lige nefis kesitler sunarak girdi. Irving de fena başlamamıştı. Yazın gelen Aron Baynes hamlesi sertlik açısından problem yaşayan takıma ilaç olmuştu. Horford’la da iyi bir ikiliydiler. Theis-Rozier-Smart gibi bench’ten getirip oyuna direkt etki edecek oyuncularıyla Hayward’ın yokluğuna rağmen iddialı olabileceklerini gösterdiler. Tüm bunlar olurken takım birbirine sımsıkı bağlıydı fakat Irving bu oyuncu grubuyla pek aynı frekansa giremedi. Kendini hep dışarıda hissetti. Celtics, Raptors’ın arkasında ligi 2. sırada bitirdi. Playofflarda Milwaukee Bucks ile eşleşti. 7. maça kadar uzayan seride koç Stevens’ın Antetokoumpo’ya özel savunma planı başroldeydi. Tatum’ın daha çaylak sezonunda oynadığı top ve Rozier’in skorerliği seriyi kazandırdı. Yarı finalde rakip 76ers’dı. Aynı Ante’de olduğu gibi bu seride de Simmons’ın şut zaafiyeti çok iyi değerlendirildi. Embiid pota altını domine etti ama Sixers için yetmedi. Celtics artık finaldeydi. Hem de Kyrie ve Hayward gibi iki yıldızının da olmamasına rağmen. Finalde rakip yine bölüm sonu canavarı Lebron’du. Geçmiş yıllarda uygulanan tarife aynen uygulandı, Celtics bir kere daha yetenek duvarına tosladı. Yalnız kazanılmaya çok müsait bir seriydi. Zaten o Cleveland finalde Warriors’a 4–0 süpürüldü. Belki de Kyrie-Hayward ikilisinden biri bile sahada olsa sonuç çok daha farklı olacaktı.

Şaka maka 10 senelik süreci bitirdik. Yazarken kaynak taradıkça bana da iyi nostalji oldu. 2018–19 sezonunu sadece Marcus Morris’in kaybedilen bir Clippers maçı sonrası verdiği demeçle özetleyeceğim; “Diğer 29 takımı bakıyorum, beraber oynamaktan keyif alıp galibiyeti paylaşıyorlar. Daha sonra bizim takıma bakınca sadece bir grup bencil insan görüyorum. Maç kaybetmemize tepki veren yok, kimsenin umurunda değil. Kazandığımız zaman da kimse mutlu olmuyor. Bu çok uzun bir sezon olacak.”

Hakikaten de öyle oldu. İletişimsizlikten takım iyice kutuplaştı ve tadı tuzu kalmadı. Sene tamamen rölantide geçti. Normal sezonda anlatmaya dair pek bir şey yoktu. Playofflarda da Oladipo’dan yoksun Pacers ile eşleşildi. Rakibin zayıflığından dolayı ilk tur süpürülse de, ikinci turda bu sefer Milwaukee Giannis & Middleton ikilisiyle adeta silindir gibi ezdi. Yarı finalde 4–1 kaybedilip bir sezona daha veda edildi.

Artık yatakları ayırma noktasına gelen Kyrie-Celtics evliliği 2019 yazında bitti ve Kyrie, Kevin Durant ile birlikte Brooklyn Nets’e transfer oldu. Celtics yeni flörtlere yelken açarken her yaz olduğu gibi yine pek çok isim konuşuldu. Bu isimler içinden en sonunda taraftarın pek içine sinmese de Kemba Walker ile anlaşıldı. Kyrie’nin yaydığı negatiflikten, toksiklikten sonra rejenerasyona girmek, ayağı toprağa basmak gibi bir şeydi bu. Yapabildikleri açısından ikisi kıyas dahi edilmese de Kemba, ne vereceği belli bir oyuncuydu. Bi’ kere her şeye rağmen problemsiz bir karakterdi. Al Horford da şampiyonluk görmek istediğini belirterek görece daha güçlü kadro olan Philadelphia’ya gitti. Marcus Smart ve Daniel Theis’ın rolleri ciddi şekilde artmıştı. Dönemsel şekilde takım içi liderlik Jayson Tatum ve Jaylen Brown tarafından paylaşıldı. Gencolar bu işi de iyi kıvırmıştı. Normal sezon içinde Milwaukee Bucks ve Toronto Raptors diğer takımlardan galibiyet sayısı olarak biraz ayrıldı, sene pek de fena olmayan bir yerde 3. sırada bitirildi.

Play-off’larda ilk turda yine özellikle son yıllarda modern NBA’in klasiği haline gelen Celtics-76ers rekabeti vardı. Brett Brown’a karşı gülen taraf bir kez daha Brad Stevens’ın takımı oldu. Celtics zımba gibi başlayıp Philadelphia’yı 4–0 süpürdü. Konferans yarı finalinde rakip son şampiyon Toronto Raptors oldu. Önceki sene gibi Kawhi olmasa da, Siakam büyük çıkış yakalamıştı. Lowry’siyle, Van Vleet’iyle baya özel takımdı Raptors. Zaten seri de tamamen bıçak sırtı şekilde geçti ve bu yazı tura eşleşmesini Celtics 4–3 kazanarak finale yükseldi. Finalde Miami Heat’e karşı pek diş geçiremedik açıkçası. Bence Spoelstra’nın da imza serilerinden biri oldu. Burada tecrübe biraz öne çıktı. Bir de Tyler Herro ve Duncan Robinson olağanüstü şekilde iyi şut attı. Butler ve Adebayo’nun da katkılarıyla Heat büyük finale yükselmeyi hak eden taraftı. Yine NBA finali görmeden bir sene daha kayboldu gitti.

Şubat ortasından bildiriyorum: Peki şimdi bu sene ne olacak, takımdan ne beklemeliyiz? Yazın yapılan Jeff Teague ve Tristan Thompson eklemeleri iyi adapte olmuş gözüküyor. Ligin en net veteranlarından Teague, özellikle Kemba’nın sakatlığında çok iş çözdü. Thompson da zaten ligin en iyi hücum ribaundcularından biri. İkinci şans bulamamak bu takımın önemli eksiklerindendi. Çaylaklardan özellikle Payton Pritchard’ı beğendim. Enerjisiyle bu seviyede fark yaratabiliyor, ileride özel bir rol oyuncusu olacağını düşünüyorum. Grant Williams & Robert Williams gibi isimlerden de katkı alınabilirse, özellikle dar rotasyonda biraz nefes alma payı yaratılabilir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli
Kapaklı escort bayan Kilimli escort bayan Termal escort bayan Korgan escort bayan Burhaniye escort bayan Of escort bayan Şehzadeler escort bayan Marmaris escort bayan Karaköprü escort bayan Dulkadiroğlu escort bayan Keşap escort bayan Turhal escort bayan Suşehri escort bayan Yerköy escort bayan Oba escort bayan Malkara escort bayan Gozlu escort bayan Gelibolu escort bayan Perşembe escort bayan Edremit escort bayan